Hayatı Kontrol Edebileceğine İnanma Yanılgısı Üzerine

Hayat her zaman bizim kontrolümüzde gerçekleşen bir nesne değil ve bazen bizim ona uymamız, onun akışına katılmamız gerekiyor. İnsanları ve hayatı her zaman istediğimiz gibi kontrol edemeyiz. Her istediğimizi elde edemeyiz. İstediğimiz her şeye sahip olamayız. Her insanı istediğimiz gibi insanlar haline getiremeyiz. Çocuğumuzu istediğimiz gibi bir insan yapamayız. İş dünyamızdaki her işi ve her insanı beklediğimiz, istediğimiz gibi bir hale getiremeyiz. Bunları yapmaya çalışmak sadece bizi yorar. Bize bir faydası, bir artısı olmaz. Değiştirebileceğimiz tek insan kendimiziz. Kontrol edebileceğimiz tek ilişki, ilişkilerimizin,  bize ait kısmı. Sorumluluğunu alabileceğimiz tek hayat kendimizinki. İlişkileri yönetmekle, insanları yönetmek arasında çok önemli bir fark vardır. İnsanların, iyiliğini bile istesek, bizim beklediğimiz gibi davranmalarını beklemek, bizim için hayal kırıklığı ve boşa yorgunluk demektir. Emek verdiğiniz çocuğunuzun sizin beklediğiniz, istediğiniz gibi davranmasını ve düşünmesini beklemek, sizi üzer, çocuğunuzu yorar.

Hayat bazen akışa teslim olabilmek, anı yaşayabilmek ve tadına varabilmek ile güzel yaşanabilir. Hayata ve insanlara güvenebilmek, her işin istediğimiz gibi olmasında ısrarcı olmamak, akışa teslim olabilmek, bir nevi teslimiyet, stresimizi azaltacak bir davranıştır. Mükemmeliyetçilik dediğimiz kişilik özelliği, her şeyin istediğimiz gibi gelişmesi için ısrarcı ve baskıcı bir beklenti durumunu tarif eder. Mükemmeliyetçilik, kendi üzerimizde ve çevremizdeki insanlar üzerinde özellikle hata yapmamak konusunda baskı yaratır ve bu durum stresimizi arttırmaktan başka bir işe yaramaz. Bizi yoran, yıpratan eylemler ve haller içinde olmayı biz seçeriz ve bu durumu devam ettirip, ettirmemek bizim elimizde olan bir durumdur. Stres ve zihin gerginliği zamanla bedensel ve ruhsal çeşitli hastalıklara neden olurlar. Nezle, grip gibi hastalıkların en önemli sebeplerinden biri de stres ve gerilimdir. Her istediğimizin olmasını diretmeden, daha gevşek bir halde olmaya, direnmeye ara vermeye bazen çok ihtiyaç duyarız. Sağlık bakımından zorunlu olarak bu seçimi yapmak yerine, daha önce ve kolay yoldan böyle bir hale geçmek bizim için daha faydalı olacaktır. Bir şeylerin olmasına zorlamak, bazen olayların doğal gelişimine müdahale etmek anlamına gelir. Bu durum olayın gelişimini yavaşlatabildiği gibi, zaman zaman da olayın gelişimini durdurabilir. Aşırı ısrarcı beklenti, olayla ilgili olumsuz düşüncelerin, korku ve kaygıların meydana gelme olasılığına odaklanmayı da birlikte getirir. Korkulu ve kaygılı bir yaklaşım, mutsuzluk ve gerilim demektir. Hayat, sürekli diken üstünde yaşamak için fazla kısadır, önleminizi şimdiden alın.

İçsel Yolculuğa Başlamak

Sessizlik içinde kendini dinlemeye çalışmak, her zaman mümkün olmaz. Sakin ve sessiz olması gereken zihninizdir çünkü. Dışarıya odaklanır da kendimize ses vermezsek,  kendimizi dinleyemeyiz. Bazen nefese odaklanmak gerçekten iyi bir yoldur ve iç sesiniz hemen kalbinizden yükselir, sade, yumuşak bir dille konuşur sizinle kalbiniz. Bu ses yargılayıcı değildir ve asla size sert eleştiriler yöneltmez. Bazen uzun bir sessizlik gerekirken bazen, kısa sürede sakinleşirsiniz. Kendinizle iletişime geçtiğinizde düşünce havuzunuzda yüzerken bulabilirsiniz kendinizi. Düşüncelerini bir kağıda yazmayı deneyebilirsiniz, yetişebilirseniz tabi. İçinizde beliren duyguların ise içine girmeniz şart değildir. Yalnızca orada olduklarını bilin ve onların yakınlarında dolaşın.

Duygular size biraz daha karmaşık gelebilir. Bazen duyguların vücutla bağlantısı fiziksel olarak belli bir bölgede hissedilirken, kimi zaman duygularınızla ilgili hissettiğiniz yoğunluk tüm vücuda yayılmış durumdadır. Aslında duyguyu hissettiğiniz bölgeyi tespit edip sonra oradaki duygunun çok da içine girmeden, duygu size ait değilmişçesine karşınıza alıp oturtup ona sorabilirsiniz. Ona usulca sorun, benden istediğin, beklediğin nedir? Hangi parçamı duymamı istiyorsun? Bana söylemek istediğin nedir? Bu soruları sorduktan sonra artık içinizden cevabın yükselmesini bekleyin. Size anlatmak istediğine odaklanın, mantık, aramadan, bildik kelimeler duymaya çalışmadan, kalbinizin sesini dinlemeye başlayın, size söylemek istediklerini dinleyin sessizce, yargılamadan, kızmadan, sözünü kesmeden, kalbinizi odağınızda tutarak. Tıpkı aldığınız nefesi verirken, nefesinizin içinizdeki sessiz yükselişi gibi gelecektir kalbinizin sesi.

İçsel yolculuğunuzda duyduğunuz, algıladığınız her şey sizinle ilgilidir ve size bir şeyler anlatmaya çalışır. Sessizlikte, kalbinizde yükselenlere ilginizi verin fakat müdahale etmeyin, yani sadece müdahil olun, bırakın aksın içinizden bilgiler. Siz sadece orada tanık olun olup bitene, durumun içine girmeyin ve ya bu duruma engel olmaya çalışmayın. Size söylenenleri tarafsız dinleyin ve aklınızın süzgecinden geçirmeyin. Değerlendirme aşaması belki önce duyumsadıklarınızı özümsemekle başlayabilir. İçinizin size söyledikleri tam olarak nedir? Nelere dikkatiniz çekiliyor. Görmeyi reddettiğiniz, duymaya direndiğiniz sizin hangi gerçeğiniz olabilir. Size anlatılmak istenen nedir ve hayatınızın neresindesiniz? İç sesinizle, yürümek istediğiniz yola uygun bir iş birliği içinde misiniz? İnsanlar ve olaylarla gereğinden fazla mı meşgulsünüz? Uzun zamandır kendinize kulak vermediniz mi? Son zamanlarda kendinizi değerlendirirken gereğinden fazla mı sert oldunuz? Bunların bir kaçını bile görüp kabul etmeye başlamak, iyi bir başlangıç olabilir. Kendinizle iletişim kurmayı denemek çok önemlidir ve başarı beklentisi olmadan başlamanız tavsiye edilir, her deneyim size fazlasıyla bir şeyler verir. Kendinizle iletişim yolculuğunuzda, yolunuz açık olsun.

Kusurları Olan İnsanlarla İletişim

Yaşamda hareketlerini yanlış bulduğumuz insanlar olabiliyor. Sinirlenip; öfkelenebiliyoruz ve içten içe kendimizi onlardan geri çekiyoruz, sonra bu insanların giderek bütün hareketleri bize batmaya başlıyor. Gün geçtikçe daha itici buluyoruz onları ve onlarla aynı ortamda bulunmak bile istemiyoruz. Unutulmamalı ki, kimilerinin kasıtlı olarak sergilediği kötü davranış modellerini, farkında olmadan sürekli tekrarlayan insanlar da var. Böyle durumlarda onlara, yapıcı ve sevgi dolu bir dille o davranışının karşı tarafı neden olumsuz etkilediğini anlatmak iyi bir çözüm olabilir, o kişilerin farkına varabilmesi için. Şunu da aklımızdan çıkarmamalıyız, hepimizin kusurları var, hepimiz hata yapabiliyoruz, kendimizi net bir şekilde bir aynada görebilmemiz, olduğumuz halin farkına varabilmemiz, aslında kusurlu bulduğumuz insanların da bizler gibi hataları olabilen insanlar olduğunu anlamamızı sağlar.

Özümüzde hepimiz aynıyız, bu dünyaya yaşamaya, öğrenmeye, görmeye, farkına varmaya geliyoruz. Zamanla, yaşadığımız deneyimler, ilişkiler, bizi geliştiriyor, değiştiriyor ve törpülüyor. Şu an olduğumuz halimize gelmemiz zaman alıyor. Kabul etmemiz gereken başka bir gerçek ise her insan yaşama aynı farkındalıkla başlamıyor, her insanın yaşadıklarına yüklediği anlamlar aynı olmuyor. İnsanlar ailesinden, çevresinden ve algısını yönelttiği her bir olgudan, diğer insanlardan farklı etkileniyor. Bir insana ait her hangi bir tutum, karşısındakiler tarafından düşüncesizlik olarak değerlendirilirken, başka bir insan tarafından aynı hareket düşünceli bir davranış olarak değerlendirebiliyor. Bu durum, değerlendiren kişinin, tamamen o andaki ruh haline ve karşısındaki insandan ne beklediğine göre değişebiliyor.

İnsanlarla olan ilişkilerimizde en sık yaptığımız hatalardan bir diğeri ise, karşımızdaki insanların bütün hareketlerinin kendimizle ilgili olduğunu düşünmek, oysa o kişi, o an tamamen kendi iç dünyası ile baş başa durumdayken, sizinle iletişim kursa bile, dikkatini tam olarak size verememiş olabilir. Soru sorduğunuz bir kişi kafasına takılan bir sorunla uğraşıyorken, sizin sorunuza verdiği cevabı tamamen kendi üzerinize alınmanız çok doğru olmayabilir. Her davranış, her söz, her tavır sizinle direk ilgili olmayabilir. Karşınızdaki kişiyi her nasılsa olduğu gibi görebilmek ve bu gerçeği kabul etmek önemlidir. Kişilerin davranışları ve konuşmaları, sizden çok, onların kişiliği ile ilgilidir. Her şeyden siz sorumlu olamazsınız ve her şeyi siz kontrol edemezsiniz.

Sorun yaşadığınız kişilerin, size karşı olumsuz, size karşı tavır alan bir ruh hali içine girdiğini düşünmeye başladığınızda, gerçekte durum böyle olmasa bile, hareketlerinizi ve yaklaşımınızı bu düşünceyi temel alarak ayarladığınız için, durumu siz bir gerçek haline getirirsiniz. Bu davranış biçimi aynı zamanda dışarıya, kendinizden başkasına, bir güç teslimi anlamına da gelir.

Unutulmaması gereken önemli başka bir nokta da, karşınızdaki ile ilk defa ciddi bir sorun yaşadıktan sonra, o insanın o andan itibaren tüm hareketlerini bir hata olarak değerlendirmediğinize, o kişiyi bütünüyle yargılamadığınıza emin olun. Hiç bir insan, her zaman kötü, her zaman hatalı ve her zaman suçlu olamaz. Bir davranışı yargılamakla, bir insanı genel olarak yargılamak tamamen farklı işlerdir. Bunun ayrımını iyi yapmak, aradaki ince çizgiyi görebilmek önemlidir. Hayatınızdaki kusurlu insanlara odaklanmaktan çok, kendi kusurlarınızı değiştirmeye gayret etmeye çalıştığınız bir hayat sizi daha mutlu edecektir. Ne olursa olsun unutmamanız gerekenlerden biri de, bütün olaylarda, tamamen sizin haklı olamayacağınız gerçeğidir. Baştan durumu bu şekilde var saymak, size çözüm getirmediği gibi sorunun çözümünü de baştan engeller.

Daha Mutlu Olmanın Yolu

Yaşamda güzel olanlara odaklanmayı seçebiliriz, ya da sorunlara, olumsuzluklara, çirkinliklere ve kötülüklere odaklanırız. Yaşam süreci bize çok uzunmuş gibi gelir, fakat yaşarken zamana dikkat ettiğimizde, aslında yaşamın hiç de uzun olmadığını anlarız, çocukluğumuz bir çırpıda yaşanır. Gençliğimiz, tatlı heyecanlar ve bitmeyen bir merakla geçer. Olgunluk çağı diye nitelendirebileceğimiz süreç ise yaşlılık/emeklilik dönemine kadar olan süreçtir ve en üretken olabileceğimiz dönemdir belki de. Deneyimler, yaşanmışlıklar, alınan dersler damgasına vurur bu çağa. Bu kısa zamanda neler yapmayı, planladınız, nelere adım attınız ve ne kadar ilerlemeyi seçtiniz. Bu seçimleri bilinçli olarak yapmak ve planlamak önemlidir. Gelişigüzel bir ilerleme bir süre sonra karmaşıklık ve tıkanıklık olarak son bulacaktır. Hangi işe neler yapmak için girdiniz, başka neler yapmak istiyorsunuz. Her zaman yapmayı istediğiniz işler, eğitimine başlamayı istediğiniz, sanatsal, sportif aktivitelere ne zaman başlamayı planlıyorsunuz? Henüz başladığınız veya tam ortasında olduğunuz eylemlerin şu an neresindesiniz, planı ve programı nedir ve gidişatı nedir. Değiştirmeyi düşündüğünüz alışkanlıklar; daha az uyumak, televizyon izlemeyi bırakmak, daha az çay kahve tüketmek ve sigarayı bırakmak, bunları ne zaman hayatınıza geçirmeyi düşünüyorsunuz?

Yaşam yapmayı planladığınız şeyleri yapmaya başlamak bakımından ciddiye alınması gereken bir olgudur. Sorunlar yaşadığınızda, gücünüzü önünüze çıkan engellere, sorunlara ve kişilere veriyorsanız, bu; kişileri ve olayları gereğinden fazla ciddiye aldığınız anlamına gelir. Yaşamda hayatımızda olanların her birine bir görev ve rol biçilmiştir ve bu rol dağıtımını çoğunlukla biz yaparız. Görevlendirdiğiniz insan size bir dersi öğretmeye gelmiştir, bu dersin ne olduğunu öğrenin ve uzatmadan bu kişiyi görevinden alın. Bu kişiyi ve sorunu gözünüzde çok fazla büyütmeyin ve kafanıza takmayın. Aslında bu bir yanılsama ve yaratımı size ait. Yaşam bir oyun alanı aslında ve oyun oynamaya çocukken başlıyoruz, büyüdükçe yaşamın bir oyun alanı olduğunu unutuyoruz. Bu yüzden büyümek, yaşamımıza yorgunluk, mutsuzluk ve keyifsizlik getirebiliyor.

Dinlerde bütün insan ilişkilerinin ilahi bir sistem ve akış dahilinde olduğu belirtilir, fakat bu, olayların sorumluluğunun tamamen yukarıya ait olduğu anlamına gelmez. Olaylar esnasında yapacağınız seçimler ve sizin bu olaylara olan yaklaşımınızın nasıl olacağının seçimi size aittir. Bir de olaylar içinde görmeniz gereken önemli bir nokta da, olaylar karşısında hissedilen duygularınız başka insanlara mı bağımlı yoksa içeriden yani sizin tarafınızdan mı yönetiliyor? Size bağıra çağıran ve hakaretler yağdıran insanlar bütün gün sizin duygu dünyanızı ve neşenizi tekeline mi alıyor yoksa siz duygularınızın efendisi olmayı başardınız mı? Psikolojik şiddet gördüğünüzde anlık moral bozukluğu yaşayabilirsiniz bu doğaldır, fakat konunun üzerinde saatlerce durmanız, bütün gün kafanıza takmanız ve vaktinizi ve enerjinizi intikam planlarına ayırmanız sizi, bu olayın ve bu kişinin ele geçirmesi anlamına gelir. Böyle bir olay yaşadığınızda:

  • Olayla ilgili duygusal bağınızı mümkün olduğu kadar çabuk kesin, olayın ve duygularınızın üzerinde durmayın
  • Olaya mümkün olduğu kadar geniş bir pencereden bakın ve konuyu değerlendirirken, bu olayda kendimle ilgili görmem gereken nedir diye kendinize sorun. Sürekli benzer olaylar yaşamanızdaki, benzer kırgınlık, kızgınlık ve üzüntüler yaşamınızın sebebi, sizin hangi yönünüzle ilgili olabilir ve bu yönünüzü değiştirmenizin yolları nelerdir. Siz bu yönünüzü değiştirirseniz, benzer olaylara ve kişilere vereceğiniz tepki de değişecektir ve artık eskisi gibi üzülmek zorunda değilsiniz.
  • Kişilerin davranış ve sözlerini üzerinize almayı bırakın, bu durum kişinin karakteri ile ilgilidir. Kimsenin huyunu değiştiremezsiniz, fakat o kişinin sevmediğiniz davranışına vereceğiniz tepkiyi değiştirmek sizin elinizde. Bunu yaptığınızda artık tekrar tekrar aynı sorunları yaşıyor olmayacaksınız.

Bana Rüzgârlarla Gel

Bana rüzgârlarla gel

Bitmeyen bir umutla bana gel

Bana beklentisiz gel

Pijamalarını bile almadan gel

Sessizlik de olabilir, sohbet de

Bana hiç bir şey planlamadan gel

Kuşkuları bir kenara bırak,

Bana hoşgörüyle gel, sessizce gel,

Bırak düşünmeden dökülsün kelimeler

Bana sevinçle neşeyle gel

Belki bu son görüşmemiz olur

Hayat kısa ne de olsa dostum

Bana hesapsız gel, yürekten gel,

Benimle bir masada yemeye gel

Aynı demlikten içmeye gel

Gözlerin sevgiyle baksın dostum

Samimi bir muhabbete hasretiz, gel

Beni çok özlediğinden, koşarak gel.

Açtım kollarımı seni bekliyorum dostum.

Sana açık her zaman yüreğim ve kapım.

Gel bari sen kıskanma beni

Bari sen kıyaslama kendinle beni

Ne kadar eşsiziz görmüyor musun?

Bana bedenden geçip ruhunla gel

Yüreğinde sevginle gel

Gel sevgini, sevgime katayım

Çorbamı, çayımı seninle paylaşayım.

Yeter ki artık gel dostum…

 

Funda K. Bilgin 4 Şubat 2014

 

Sevgi her zaman bizi beklerken, biz neredeydik?

Bir gün bile geçmedi sevgiden ırak, ya sevdik, ya sevildik ya da sevmeye direndik. Bütün yaptığımız buydu. Kimi zaman farkında olmasak da, hayat bize bunu sundu ve derinlerden gelen sevgi tutamları düştü kucağımıza, sevgi oradaydı ama dokunamadık, göremedik, sevemedik sevgiyi. Korkunç kabuslarda yalnızdık ve bir dipsiz kuyu gibi karanlıktaydık. Yine sevgi uzattı ellerini, sevgi yine bize seslendi. Duymadık, göremedik onu, tatillerde denizlerde yüzerken deniz oldu bizi içinde barındıran, köyümüzün ağaçları oldu, yaprakları rüzgarla raks eden. Sevgi bize yakınlaştıkça kaçtık biz kimi zaman ve uzanamadık onun dallarına, toplayamadık meyvelerini, koklayamadık çiçeğini. Bazen bizi sevmediğini düşündüğümüz biri gibi geldi bize sevgi, onun gözlerinde sadece öfke görebildik; kalbindeki sevgiye başımızı eğip bakmadık. Sonsuzluk gibi görünen uzay boşluğuna yayıldıkça yayıldı sevgi, değmediği tek bir canlı, tek bir hücre, tek bir parçacık yoktu artık. Ama biz içimize alamadık sevgiyi, aldığımız her nefesle içimize çekemedik sevgiyi, gereği gibi alamadık nefesi ve bırakamadık aldığımız nefesi. Bazen kızgınlıkla geldi bize sevgi, bize bağırıp çağırdı, öfkesini üzerimize boşaltı, biz sadece çığlık ve isyan duyuyorduk, o bedenin içinde barındırdığı sevgiyi hissedemedik, biz de ona kızdık, oysa kızdığımız sevgiydi ve var olamayan sevgi dolu ilişkiler. Öfkemizle ellerimizi yumruk yaptık ve etrafa savurduk kendimizden geçip, sevgi yine oradaydı ama biz yine göremedik, çünkü ona bakmıyorduk ya da onu göremiyorduk. Sevginin eksikliğini hissettikçe bize sadece iyi davrananlara sığındık, bilmeden onların içinde olanı, sevginin yanında başka neler vardı dikkat etmedik. Ne de olsa güvendeydik ve bize öfkeli olanlardan uzaktaydık. Bizi kıranlara mesafe koymuştuk. Biz yine bakmadık sığındığımız sakin limanlardaki sevgiye. Yine sevgiye ulaşamadık. Sadece kendimizi iyi hissediyorduk. Limanlarda olamazsak korkuyorduk. Sevgiyi yine göz ardı etmiştik ve biz limansız yapamıyorduk. Yine bakmadık sevgiye, yine dikkat edemedik sevgiye. Sevgiler sevgili oldu, sevgiyi onlarda bulamadık, düşman düştük. Düşmanlar bizi sinirlendirdi, üzdü, kırdı, aldattı onlardan uzaklaştık. Yine sevmeyi bilemedik, yine sevilmedik çünkü biz sevgiyi hiç bilmedik ve onun yüzüne hiç bakmadık, onun ellerini tutmadık, onu hissetmedik. Sadece güvende olmak istedik, sadece zarar görmemek istedik, sadece inanmak istedik. Sevgi her zaman bizi beklerken, biz neredeydik?

Kendi Yarattığımız Esaret

Her insanın içinde bastırdığı, farkında olmadığı olumsuz yönleri vardır. Bu huylar serbest bırakılsa, çevreden hoş olmayan tepkiler alacak ve belki de dışlanmasına sebep olacaktır. Biz içimizdeki kendimize ait olanı bastırıp, dışarıya olduğumuzdan farklı görünmeye çalışırken, aslımızı ve bize ait olanı dışlamış ve bastırmış oluruz. O davranışların içimizin derinliklerinden başka gidecek yeri yoktur ve o hala oradadır. Bizi bırakıp gidemezler ve bizler de onlardan özgürleşemeyiz. Kabul etmeyip, bu çok yanlış, ya da bu bana ait bir düşünce olamaz diye düşünüp bastırdıkça bize daha çok bağlanan ve hayatımıza yansıtılmayı bekleyen bu huylar fırsat buldukça bize kendini dışarıdan hatırlatır, çeşitli kimliklere bürünerek bize kendini gösterirler. Yadsınanlar bize sık sık dışardan uğrar ve aslında içimizden gitmek ister. Çünkü onlar da rahat değillerdir oraya hapsolmaktan.  Örneğin biz dedikoducu kimliğimizi görmezden gelip, içimize bastırdıkça kimi zaman öyle bir zamanda öyle bir diyalog yaşarız ki, hayatımız ciddi bir çıkmaza girer.

Kimlikler ve özellikler her zaman keşfedilmeyi bekleyen dinamiklerdir, tek yapılması gereken, onların var olduğunu, orada bulunduklarını görmek ve kabul etmektir ve böyle farkında olarak yaşadığımız deneyimler bizi bir sonraki düzeye taşırlar. Biz inkar ettikçe, hayır ben kıskanç biri değilim, hayatımda kimseyi kıskanmadım gibi düşüncelerde ısrar ettikçe, başımıza gelenler bizi bize göstermeye devam edecektir. Biz insanız, zaten mükemmel değiliz. Bırakalım da neysek o olalım, aksi halde tüm pisliklerimizi attığımız poşeti bağlamaya çalışırken, poşet patlayacak ve tüm pislikler etrafa dağılacak. Oysa o çuvala atmadan düşünsek ya da çuvaldakilere bir göz gezdirsek, olanı göreceğiz ve kabul edeceğiz ve sonra o özelliği git gide daha iyisine dönüştüreceğiz. Kendimize hata yapma izni de vermeliyiz,  biz hatasız değiliz, mükemmeli oynamaktan vaz geçmeliyiz. Hatalarımızla, günahlarımızla olumsuz yanlarımızla yaşıyoruz ve yeryüzünde var oluyoruz. Ancak hatalarını gören insan gelişmeye başlayabilir. Benim hatam yok, kusursuzum kibri peygamberlerde bile var olmadı. Peygamberler bile kendilerine ait olmayan hataların, kendi hataları olduğunu kabul ettiler. Biz bir insanız ve sadeleşmeye ihtiyacımız var. Kendimize ait olanı ortaya çıkarmaya, sadeleşmeye ve sonra gelişmeye, dönüşmeye ve ilerlemeye ihtiyacımız var. Eylemler kabul edilenlerle gerçekleşir. Kabul etmeyip yadsıdığımız her şey bizim için külçe ağırlığında yükler anlamına gelir. Bu yükleri taşımaya gönüllü olmak ise kendi esaretinden kurtulmayı reddetmek anlamına gelir. Kendi yarattığımız esaretten daha zor bir mahpus yoktur. Kendi yarattığımız parmaklıkların görünmezliği, bizi kendimize hapseder. Bu durumda başkaları bizim için hiçbir şey yapamaz. Özgürleşmek için basit olmak ve sadeleşmek gerekir. Hayat çocukluğumuzda bize ait olanlarla yaşanabilecek bir dünyadır: Özgürlük ve hayaller.

Özgürleşmek ve görmezden geldiğimiz yönlerimizi görmek için, içimizde var olan, varlıklarını inkar ettiğimiz ya da görmeyi reddettiğimiz yönlerimizi kabul etmemiz gerekir. Özgürleşmek; yargılamadan sevgiyle şefkatle kendimize bakmamız ve sonra onları bir bir açığa çıkarmamızla mümkündür. Her olumsuz huy, davranış bizde de olabilir. Fakat sadece önyargısız ve gerçek mütevazilikle bakıldığında görülebilirler. Onların, orada olduğunu kabul etmeyip reddedeceğiniz bir tutumla onlara bakarak; onları karanlıktan ışığa çıkarmanız mümkün değildir. İçinize dönün ve sadece bakın, yargılamadan, korkmadan, olgunluk ve alçak gönüllükle içinize dönün.

Mutlaka az ya da çok içinizde var olan ve görülmeyi bekleyen kıskançlık, dedikoduculuk, kin ve nefret, yargılama, kibir gibi huylar var. Siz onları görüp kabul etmedikçe, onlar size rağmen özgürleşip gidemezler. Görün, kabul edin, başka türlüsünü bilmiyorsanız onları açığa vurun ve bu deneyimle bir sonraki gelişim düzeyine geçin. Görmezden geldikçe, inkar ettikçe ve varlığını kabul etmedikçe kötü huylar sizden gitmeyecek, varlıklarıyla size yük olacak ve sizin gelişiminizi, olgunlaşmanızı engelleyecek. Sizden gidemeyen kötü huylar sizin daha mutlu ve sağlıklı olmanızı engelleyecek.

Yeni yılda kendi yarattığınız mahpuslardan kurtulun, özgürleşin ve hafifleyin. Güzellikler ve değişim en kolay yoldan size gelsin.

30 Aralık 2013 Funda K. Bilgin

Biz Şimdi Ne Haldeyiz?

Kin üzerine uzandık belki,

Bir adım sonra güllere gidecekken

Şimdi, sonsuzluk çarkında bir acıdayız.

Şimdi; nimet saydığımız bir külfet.

Sormadan aldığımız cevaplarla,

Kafadan uydurulmuş varsayımlarla,

Bir insan uzaktayız şimdi.

Sevdikçe ağlarız,

Ağladıkça unuturuz bir an,

Sorgularla mutluluktan bir adım uzaktayız şimdi.

Olmadıkça anda, zamanda,

Zamana sıkışmış bir ruhuz belki.

Koyamadıkça yerine sevgiyi,

Mutluluk hırsızı, neşe katiliyiz şimdi.

Şifayı ararken ölü, sevgiyi ararken mezarız şimdi.

Yeniden ölmedikçe

Sevgiye, sevgiyle var olamıyoruz şimdi

Funda Karaaslan B. 09.09.2013

 

İyileşmek ve İyileştiriciler

Uzun süreli bir sıkıntıya düştüğünüzde ve bir türlü iyi olmayı başaramadığınızda, kendinizden başkasında çözüm aramak size güçsüzlük gibi gelebilir; fakat işin aslı başka. İyileşmeyi istemeden ve siz hazır olmadan her hangi bir iyileştirici (doktor, psikolog, psikiyatrist, şifacı vs.) sizin için hiçbir şey yapamaz. Kendinize sormanız gereken asıl soru şu: Ben iyileşmek istiyor muyum? Siz gerçekten iyileşmek mi istiyorsunuz; yoksa dertlerinizle ve mazeretlerinizle boğuşmaya devam mı etmek istiyorsunuz? Daha iyi ve mutlu olmak için hazır olmanız ve bunu gerçekten istemeniz gerekmektedir. İyileşme bazen sizde bir şeyin değişmesi anlamına gelir ve sizin eskiden olduğunuzdan daha farklı olmanızı zorunlu kılar; siz de zaten buna henüz hazır olmadığınızdan değişmeye ve iyileşmeye direnirsiniz. Bu sırada halinizden memnun da olmazsınız, bir türlü değişime de yanaşmazsınız.

Değişmeye hazır olduğunuzda iyileştiricilere gidersiniz ve gerçek iyileştiriciler sizde olumlu anlamda fiziksel/ruhsal değişiklik yapmayı başaran insanlardır. Onlar sizde çoğu zaman dışarıdan bakınca görülemeyen bir şeyleri değiştirirler. Kime gittiğinizin çoğu zaman bir önemi yoktur, fakat karşınızdakine ne kadar güvenirseniz o kadar teslim edersiniz kendinizi, bu bakımdan gitmeyi seçtiğiniz kişi önem kazanır. Güven kurulduktan sonra iyileşmeye başlamak daha kolaydır. İyileştiriciye duyduğunuz güven, bir anlamda kendinizi iyileşmeye açmaktır.

Bazen iyileşme hiç beklemediğiniz bir insanla da başlayabilir. O insanın işi iyileştirmek değildir ama onunla konuşurken kafanızdaki kilitleri bir bir açar, siz o an farkına bile varmadan. Sizde değişimin kapısını açmıştır. Bundan sonra geri dönülmez yolculuk başlar. Seçimleriniz, yöntemleriniz ve birlikte çalıştığınız her insan size bir dokunuşla şifa verir bu yolculukta. Yüklerinizi bir bir atmaya başlarsınız. Bu süreç çoğu zaman kolay bir süreç olmaz. Bu güne kadar inandığınız her şeyi bir bir masaya yatırırsınız. Doğru-yanlış diye bir kavram olmadan size ait olup olmadığına göre sınıflandırırsınız. Size faydası olmayanlar ve size ait olmayanlar teker teker giderler hayatınızdan. Bu sancılı bir süreçtir ve zaman alır. Uçurumun sonu gibidir bulunduğunuz an; ya uçurumdan düşersiniz, ya da uçurumdan uçarak daha ferah bir alana inersiniz.

Zaman sonra değişim, size kendinizi getirir ve kendinizde gizli olan hazineyi. Karşılaştığınız hazine göz alıcı ışıltısıyla orada parlamaktadır. Zenginliğiniz işlenmeye hazır değerli bir taş olarak içinizde ışıldar. Sizin artık tek yapmanız gereken o taşı işlemek, işlerken daha da parlatmak ve bu cevherin ışığını etrafa yaymaktır. Artık ışığınız sadece sizi değil etrafınızı da aydınlatmaya başlar. Çevrenizdeki canlılar sizden gelen ışıktan az yada çok etkilenmeye başlarlar. İşte o zaman iyileştirici sizin aracılığınızla asıl amaca hizmet etmiş olur ve İlahi hizmet yerini bulur. İlahi ışık/sevgi sizde genişler ve etrafınızda giderek güçlenen bir ışık çemberi oluşturur. İlahi ışık her canlıda güçlendikçe de yeryüzü biraz daha aydınlanır. Dünya biraz daha ışıkla döner ve her insanın karanlığı biraz daha aydınlanır. Güneş biraz daha parlar. Karar verin ve iyileşin, iyileşirken iyileştirin…

Yaşama Sorgusu

Bilgili olmak gerekli, ana bir yerden katılabilmek. Bize zor gelen konulardan ne kadar kaçarsak kaçalım; bazen kafa yormaya mecburuz, hayatımızda yol alırken. Bizim için zor olandan kaçarken, kendi hayatımızı yaşamayı biz güçleştiriyoruz. Yüzeysel bakıp geçtiğimiz bazı konuları hayat, tekrar önümüze koyuyor. Kaçtığımız her şey zor ama karar verip çözersek, meğer ne kolaymış diyebileceğiz. Bazı konuları sözlerle ifade edebilmek bile zorken, onlarla adam akıllı uğraşabilmek; istikrarlı bir hazırlık gerektiriyor. Peki, ne zaman hazır olabiliriz? Nasıl hazır olabiliriz? Bu soruların cevapları konuya göre mi değişiyor, yoksa cevapları değişmez ve bize mi bağlı?
Hayata, öğrendiklerimizi ve bildiklerimizi deneyimlemeye geldik. Bize verilenlerle kendimize katacağımız her şeyi keşfetmeye geldik. Kazanımlarımızı kendi içimizdekilerle birleştirmeye, kendi seçimlerimizle istediklerimizi yaşarken, etrafımıza da faydalı olmaya geldik.
Biz görünüşte tekiz belki ama aslında sandığımızdan çoğuz, içimizdekilerle çoğuz ve kendimize katabildiklerimizle çoğalıyoruz. Yalnız değiliz ama biraz da soyutuz. Sadece bedende değiliz, bedenden daha çoğuz. Farkına varabildiklerimizle çoğalırken, aslında sandığımız kadar az değiliz. Sorularımız bazen hayata dair soruluyorken; cevaplar hep kendimizden geliyor gibi değil mi?