Funda Bilgin hakkında

Bir anneler gününde, bahar mevsiminde dünyaya geldim. Çocukluğum bahçede, köyde, tepelerde oynayarak geçti. Ağaç tepelerinde ve yüksek tepelerde her zaman mutlu oldum. Çeşitli okullardan, sırası geldikçe mezun oldum. Değişik sektörlerde çalıştım ve hayal gücümü kullanarak yaptığım işlerde başarılı olduğumu fark ettim. Yazmaya çocukken başladım, kendimi ifade etmenin en güzel ve en iyi yolu yazmak oldu. Şiir ve düz yazı yazmak benim için bir ihtiyaç. En çok İnsanlardan ve filmlerden esinleniyorum. Yazabilen insanların yazması gerektiğine inanıyorum, yazılarda saklı, fark edilmeyi bekleyen mesajlar ve o mesajlara ihtiyacı olan çok insan var, bunu göz ardı etmeyin..

Kaçışı Sona Erdirmek

Kimse bile bile kaçmaz içindekilerden. Kaçtığımız belki de bir türlü teslim alamadığımız gücümüz yani gerçek biz. Kendi gücümüze sahip olmayı erteledikçe başımıza gelenler aslında yine kendimize yaşattığımız senaryolardan ibaret. Artık var olduklarını kabul edip; görelim orada olanları. Kendisi olmaktan kaçan her insan gibi uyumaya devam etmek rüyayı uzatıyor, belki de kabusumuzu. Neden korkuyoruz? Kendimizden? Karışıklık ve zihin gürültüleri eşliğinde kaybolarak derin bir uykuya dalıyoruz. Zaman zaman bizi uyandırmak için gelen olaylar ya da insanlar oluyor, onlara kızıp sinirlenip; ya da açıkçası onlarla oyalanıp, uykumuza geri dönüyoruz ya da belki hiç ara vermiyoruz. Kendimiz olmaktan, kendi gücümüzü ele alarak, olaylardan etkilenen değil, artık olayları yaratan/oluşturan insan olmaktan neden bu kadar korkuyoruz? Belki sorumluluk almak zorunda kalmaktan, belki de o zaman hayatımızda olan olmayan ne varsa hepsinin bizim sayemizde olduğunu kabul etmek durumunda kalacağımızdan. Eğer sorumluluk almayı başarırsak; alamadığımız her sorumluluğun, kabul etmediğimiz her ol ’anın endişesi, kızgınlığı ve korkusu, birden bizim hatamıza, yanlışımıza, eksiğimize dönüşecek. Varsın böyle olsun, bir kere kabul edin ve özgürleşin ondan. Bir kerecik gerçek siz olmayanı öldürün. Başka türlü nasıl değişecek hayatınız? Nasıl daha güzel hale gelecek her bir yarınınız?

Bizim, kendimizi tüm korkularımız, endişelerimiz ve tüm sorumsuzluklarımızla en azından bir kerecik kabul etmemizin zamanı geldi. Kendimizden kaçarken, karşımızda gördüğümüz ve cımbızlarla çektiğimiz hata ve kusurların aslında bizde olduğunu anlamamızın zamanı geldi.  Bazen dışardan içeri de iyileşebiliriz evet, ama en etkili ve hızlı gelişmeler/iyileşmeler içerden dışarıya olmuyor mu? Zaten dışarıda gördüğünüz her şey, aslında içinizde, kabul etmeseniz de. İçinizde var olanları önce görün, sonra var olduklarını kabul edin ve salıverin hayatınızdan, içinizden. Nasıl bir yöntem kullanmayı tercih edersiniz o size kalmış ama artık pozitif denilen ya da denilmeyen tüm bilimler sınırsız yöntemlerle size internetten, televizyondan, kitaplardan ya da bir tanıdığınızdan sesleniyor. Duyamıyorsanız, dikkatle dinlemeye başlayın. Size uygun olanı hemen duyun ve bir adım atın, artık eyleme geçin. Düşünce, söz, eylem üçlüsünü artık bir arada kullanın, değişim, gelişim ve yeni oluşum için. Her gün ufak bir yeni adım ve işte sonunda beklediğiniz, istediğiniz hayatınız. Bu kadar basit mi, belki de bundan daha kolay? Henüz denemediniz ki, bilemezsiniz…

Funda K. Bilgin

Uçurtmam Süzüldü Göklerde

Saatlerimi verdim, önce uçurtma yaptım, düzgün olsun istedim eserim, bir uçurtma yaptım bahçede. Bütün çocukların en iyi dilekleriyle, en güzel benimki uçsun temennimle. Güzel bir bahar gününün ılık esintisine güvenip, beni de birazcık havalandırır mı diye içimden geçirip, çok güzel bir uçurtma yaptım abimle. Çıtalarından biri kırıldı önce, değiştirdik, telafisi olan bir şeydi, güldük geçtik. Baharın rüzgârına salıverdik, biraz koşturduk önce, ben tuttum uçurtmayı, arkamı dönüp koştum sonra bıraktım ellerimden, süzüldü kendiliğinden, sonra abim koştu geriye, hızlandı gitti ileriye. Göklere yükselirken uçurtmam, hayrandım artık ona, kanatları olmadığı halde uçuyordu havada. Salına salına uçtu yükseldi, ipini önce yavaş sonra hızlı bıraktık. Azad edilmiş bir kuş gibi göklere gidiverdi uçurtma, kuyruğu atın yelesi gibi titrerken, içimde heyecanı beni sardı. En yükseklere gitti uçurtma, hışırtısı duyulmaz oldu önce ve sonra zor seçebildik. En özgür oydu artık, hesapsız, kuşlar gibi hür.

Ellerimde yelesini tutar gibi sımsıkı tutunduğum ipleri, kimi zaman zorladı beni, yükseğe, daha yükseğe çıkmak için. O zaman ben oldum onu engelleyen, özgürlüğün bittiği noktaydı o an. Uçurtmam uçtu gitti, göklerde süzülürken o, ben yerdeydim, yine hayallerimle uçurtmamı bekledim. Gelip bana gökyüzünü anlatsın istedim, uçmayı, özgürlüğü, bulutları anlatsın diye bekledim. Güneşe doğru koşmayı, rüzgâra karşı durmayı, bazen de rüzgâra kapılmayı anlatsın istedim. Saatlerce uçurtmamı bekledim, sıkıca kavradım ipini, uçup gitmesinden korkarak, ona karşı durarak, özgürlüğü bana yeğlemesin istedim.

Bütün gün tek başıma, uçurtmamın gelmesini bekledim, hayallerimi hayallerine ekledim. Hürdü uçurtmam, şen şakrak kuşlar gibiydi. Dörtnala koşan atlar gibiydi. Bana özgürlüğü fısıldadı uzun uzun, kuşlarla dans etti, rüzgârla yarış etti ben onu izlerken. Uçurtmam uçtu gitti, arkasına bakmadan, gökyüzünde süzüldü gitti… Özgürlük, arkana bakmadan ileri gitmek demekmiş, bana bunu en iyi uçurtmam gösterdi…

Funda K. Bilgin